MEMİK KÖYÜ'NE HOŞ GELDİNİZ.
 
Memik Köyü
MEMİK BİZİM KÖYÜMÜZ  
  KÖYÜMÜZ
  KÖYÜMÜZE ERİŞİM
  KÖYÜMÜZ TARİHİ
  KÖYDE YAŞAM
  FOTOĞRAF GALERİSİ
  MEMİK KÖYÜ 2015 FOTOĞRAFLARI.
  KÖYDEN SİMALAR
  KÖYÜMÜZ ÇEŞMELERİ
  GEÇMİŞ ZAMAN
  KÖYÜMÜZ MEZARLIĞI
  MUHTARLARIMIZ
  ÇOCUKLUĞUMUZ
  KÖYDEN YETİŞENLER
  SİVRİHİSAR RESİMLERİ
  HAKKINDA
  Müzik
  MEMİK KÖYÜ.
  Evlenenler
  Faydalı Bilgiler
  Üye Olunuz
  Sizin Görüşleriniz
  Spor
  Kısa Hadisler.
  Faydalı Linkler
  Fıkra
  DERS ALINACAK ÖYKÜLER
  Köyden Haberler
  Vefat Edenler
  Duyurular ve Yenilikler
  Sayaç
MEMİK KÖYÜ'NE HOŞ GELDİNİZ.
Fıkra


      Sevgili Ziyaretcilerimiz size bu sayfamızda Fıkra ve komik olaylardan bahsetmek istiyoruz.Güldürüp neşelendirebilirsek ne mutlu bize.Bu sayfada bahsi geçen konuların hepsi alıntıdır.


--HER USTADA VERİLECEK CEVAP MUTLAKA VARDIR

EDEPSIZ

Cenap şehabeddin´e:
* Şu edepsize neden bir tokat vurmadın? Dediklerinde, şu cevabi vermiş:
* Eldivenim yoktu, iğrendim.

ELBISE
İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi´nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. Davetten çıkınca bir gazeteci sorar:
* Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?
Gandi, hiç aldırmadan cevap verir:
* Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

SIPA
Köylü, yeni doğan bir sıpayı kucağına almış evine dönerken, iki ortaokul öğrencisi kendisine takılır ve:
* Hayrola amca, derler. Oğlunu nereye götürüyorsun böyle?
Adam, kendine yapılan bu terbiyesizliğe aldırmamış görünerek cevap verir:
* Gittiğiniz okula kaydını yaptıracağım.

VAPUR
Necip Fazıl Kısakürek vapurla Karaköy´e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
* Üstat, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.
Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
* Ne diye vapura bindin ki, cevabini vermiş. Yüzerek geçsene karşıya.

KULAK
Kulaklarının büyüklüğü ile unlu olan Galile´ye hasımlarından biri:
* Üstat, demiş. Kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi?
Galile:
* Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler de bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?

YAMA
İncili Çavuş, Osmanlı elcisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış Kral, bunları görünce dayanamayıp:
* Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mi? diye sorunca,
İncili Çavuş:
* Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabini vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.

MEZAR
Amerikalı işadamı, Çinliyle alay ederek sormuş:
* Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:
* Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.

NAPOLYON

Vaktiyle Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon Bonapart´i bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
* Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapt etmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca, Napolyon:
* Evet demiş, onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.

BAYTAR
Bir toplantıda, zamane gençlerinden biri güya M. Akif´i küçük düşürmeye çalışıp:
* Affedersiniz, siz baytar mısınız? Demiş:
M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabi vermiş:
* Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
----------------------------------------------------------------------

SADE SOĞAN CÜCÜĞÜ
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Köylünün biri arkadaşına:

“Üle Mehmet, di bakayım, Paşa olsan ne ederdin?
“Ne edicem,Soğanın Cücüğünü yerdim”

Öteki sormuş:
“Pekii, sen olsan ni ederdin”

O da aynı içtenlikle yanıt vermiş:

“Bana idecek bir şey komadın ki...”


HAYDİ ALLAH VERSİN
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Hoca bir gün kiremitleri onarmak üzere

çatıya çıkmış, o sırada kapı çalınmış.

Hoca:

-Kim o? diye seslenmiş.

-Hocam aşağı gelir misin? Hoca:

-Ne söyleyeceksen söyle, aşağı inemem, dediyse de çaresiz aşağıya inmiş. Adam:

-Allah için bir sadaka!..

Hoca kızarak: “gel bakalım” diyerek adamı yukarı çıkarmış,

son basamağı çıkınca hoca dilenci adama dönüp:

-Hadi Allah versin baba!..


BUGÜN PAZAR
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.
Akıl hastanesinde yatan hasta, başhekime “ben artık iyileştim” der. Başhekim de,

denemek için yüz bin lira çıkarıp uzatır.

-Al şu parayı bana bir çamaşır makinesi al getir!

Hasta gülmeye başlar.

Başhekim kızgınlıkla sorar:

-Ne gülüyorsun? Bunda ne komiklik var.

-Var tabii efendim. Bugün Pazar her yer kapalı...



İNMEKTE Mİ AKLINA GELMİYOR?
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Vaizin biri ilk defa vaiz kürsüsüne çıkmış, lakin cemaatin

çokluğundan sıkılarak hiçbir söz söyleyememiş, nihayet:

-Ey cemaat! Bilmem ne haldir, huzurunuza çıkar çıkmaz hafızamda ne varsa hepsi yok oldu.

Bir türlü aklıma bir şey gelmiyor! deyince cemaatin içinde bulunan oğlu :

-Baba! Kürsüden inmekte mi aklına gelmiyor!demiş.


TAMİRCİ
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi
.
Kapı hızlı hızlı çalınıyordu. Adam koşarak kapıyı açtı
-Buyrun dedi, ne istediniz?

-Ben musluk tamircisiyim, dairede su kaçıran musluk varmış

-Bizim dairede böyle bir arıza yok, yanlış gelmişsiniz.

-Nasıl olur, burası Alibey Apartmanı, daire iki, Murat Beyin evi değil mi?

-Murat Beyler buradan taşınalı üç ay oldu hemşehrim!

-Ne adamlar yahu! Arıza var diye acele çağırırlar, sonra bırakıp giderler.



PARMAKLIK
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.
İki deli tımarhaneden kaçmaya karar vermişler.

Biri öbürüne sen git dışarıya bak eyer parmaklıklar yüksekse altından, alçaksa üstünden kaçarız demiş.

Az sonra deli hüzünlü bir şekilde gelmiş öbür deli.

-Ne oldu niye bu kadar üzgünsün diye sormuş.

-Korkarım kaçamayacağız dostum çünkü dışarıda parmaklık filan yok.



KURT İLE KUZU
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Suyun aşağısında otlamakta olan kuzuya yaklaşan kurt “suyu neden bulandırdın”

diyerek bağırır.

Hiçbir şeyden haberi olmayan kuzu “ ama ben aşağıdan geliyorum,

olsa olsa geldiğim yeri kirletmişimdir” diye itiraz ettiyse de kurdun ithamından kurtulamadı.



KİLİSEYE TÜKÜRMENİN...
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.
Hani adam kiliseye girmiş...Mihrabın altında papazın,bir kadınla uygunsuz vaziyette yakalamış.

Öfkeyle, “Tuu” diye tükürmüş, papaza..

Papaz adama dönmüş.

-Şu işi bitireyim. Kiliseye tükürmenin bedelini ödeteceğim, demiş.



TAŞ USTASI
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Adamın biri yolda giderken taş kesen üç kişiye rastlar. İlkine sorar “Ne yapıyorsun”

“Taş kesiyorum” der usta.

Sonra aynı soruyu ikinci taş ustasına sorar:

“Hayatımı kazanıyorum” cevabı alır.

Nihayet sorusunu üçüncü taş ustasına sorduğunda cevap “muhteşem bir cami yapıyorum”şeklindedir.



MİLLETİN ASİLİ
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Trende, içeri giren kondüktör: “Biletleriniz?” diye seslenince, pencere kenarında oturan bey,

kartını çıkarıp: “Milletvekili” der ve bilet vermez.

Yanında oturan yolcu da, biletini çıkarıp, “milletin asili” diye uzatır.


ÇÖPÇÜLER BİLE...
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

İngiltere’den yeni dönen Batı hayranı bir genç arkadaşına der ki;

-Aman birader, Londra’yı görmelisin, ne medeniyet, ne medeniyet...

Arkadaşı onu şöyle tasdik etti:

-Sorma kardeşim;orada çöpçülerin bile hepsi İngilizce biliyorlarmış!



MÜDÜR BEY BURADA DIRLAR!
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Adamın biri bir şirkete giderek sekretere sorar:

-Müdür Bey burada mı dırlar?

Sekreter başını sallar:

-Evet efendim, burada dırlar. Evinde DIRLAYAMAZ.



KURT VE TİLKİ
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Çölde tek başına otlamakta olan koyunu kurt kaçırmıştı. Tam o sırada geçmekte olan tilki Kurta :

-Nasıl da koyunu kaçırdık değil mi?



YALANCI VE YAMACI
18/05/2008 da Şenol ÖZ ekledi.

Bir gün yalancı:

-Bu gece sabah dışarı çıktığımda gökten dolu gibi yumurtaların düştüğünü gördüm.

Hayret eden cemaate yamacı: “Ben ondan daha erken kalkmıştım.

Bizim açıktaki yumurtaları kartallar kaldırmış ve

muhtemelen bizim arkadaşımızın başına dökülen yumurtalar onlardır.

Yalanlarına böyle mesnetler bulunan yalancı daha da cesaretlenir :

-Sabah çıktığımda köpek yavrularının gökte bağırdıklarını duydum.

Yamacı bunun üzerine:

-Bizim köpeğimiz yavrulamıştı ve o yavruları kartallar havaya kaldırmış,

muhtemelen onların sesleriydi.

Başka bir mecliste yine yalancı :

-Bir gün ava çıkmıştım, okumu attığımda bir güvercin vurdum ve yanına gittiğimde bir de ne

göreyim;güvercin kızarmış, pişmiş, yanında soğan ve yoğurdu da vardı.

Bu defa yamacı bir hayli düşünür ve “Be birader, vurdun, sürtünmeden ateş oldu pişti.

Peki! soğan ve yoğurdu nerden bulayım” der.
------------------------------------------------------------

ADAMIN biri ekinini kurutuyormuş
08/05/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
"Allah'ım, ne olursun ekinim kurumadan yağmurunu yağdırma!

Allah'ım lütfen, birkaç gün yağdırma, ne olur" demiş. Ekini kurudu
kuruyacak, akşam üzeri, son yarım saatte yağmur yağmış, tüm ekini çürümüş. Sabah olmuş, ahıra gitmiş. Bir de bakmış ki eşeği de ölmüş.
Bu olay adamın içine dert olmuş ama bir şey de yapamamış.

Zaman geçmiş, Ramazan ayı gelmiş. İlk gün niyetlenmiş adam . İftara yarim saat kala bir sigara çıkartıp yakmış.

İlk nefesini şöyle bir güzelce çekmiş ve gökyüzüne bakarak üflemiş.

"Nasıl, illet oluyorsun şimdi değil mi?" demiş ve eklemiş:

"Ölen eşeği de kurbana saymazsam şerefsizim! "
-------------------------------------------------------

Hanımından korkanlar ayağa kalksın 
02/05/2009 da Şenol ÖZ ekledi.


Türkiye'nin bir yerinde adamın biri kahveye girer ve oyun
oynayanlara hitaben " Hop abeler, bi dakka " der:

- Hanımından gorhanlar ayağa gahsın.

Herkes ayakta; bir kişi hariç.

Kahvenin tamamı hayretler içinde.

Soruyu soran adam, oturan adama yaklaşıp
" Abe helal olsun be, deliganlı adam mışsın " der:

- Harbiden sen hanımından korkmaz mısın?

Adam nefes nefesedir. Heyecanı biraz geçince
" Yav gardaşım " der:

- Ele bi laf ettin ki, dizlerim bağı çözüldü, galkhamadım
--------------------------------------------------------------

HASTANIN YEMEĞİ
28/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
Lokman Hekime:
-Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.

NEYZENİN NEZAKETİ!
Mehmet Âkif, elini yıkadıktan sonra, Neyzen Tevfik'in kendisine uzattığı havlunun kirini görünce:
-Hayır, diye bağırmış. Elimi daha yeni yıkadım.

GÖNÜLSÜZ GÖNÜL
Abdülhak Hâmidin evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamide döner ve:
-Efendim, gönül kocamaz! der.
Hamid cevap verir:
-Kocamaz ama, kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.

BÖYLE KORUNUR
Çok değerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder.
Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak:
-Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!

VELÂYETİN GÖRDÜĞÜ
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:
-Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz diye çıkışır.
Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:
-Peder ne der, kader ne der.

--------------------
Konu: selamlar

ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ
 22/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş:
_Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş:
- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.
-------------------------------------------------------------- 

YIKA DA GETİR
 22/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasinin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:
-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.
-------------------------------------------------------------- 

SUSTURUCU TEDAVİ
22/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akifi küçük düşürmeye çalışıp:
- Siz baytardınız, değil mi? Demiş.
Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?
---------------------------------------------------------- 

NE ALIRSINIZ?
21/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.

Yahya Kemal bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
-Buyrun beyim ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessümle:
-Evlat,müsaade edersen bir nefes alacağım.
--------------------------------------------------------------------- 

SIR SAKLAMAK
21/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.

Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış. Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle:
-Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.
--------------------------------------------------------------

Bu Keçi Mi Yoksa Fil Miydi?
20/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
Hoca’nın pek güzel, haşarı bir kuzusu varmış. Komşusu, ikide birde “Hoca” dermiş, “ne olur, şu kuzuyu kes de bize bir ziyafet çek” Hoca “o benim eğlencem” der, ama bir türlü dediğini yapmazmış. Adam, Hoca’ya muziplik olsun diye bir gün kuzuyu keser. Hoca’yı da davet edip bir ziyafet çeker, sonradan da işi anlatır. Hoca, bu duruma çok üzülür. Komşusunun bir tiftik keçisi varmış. O da onu tutup keser ve afiyetle yer. Komşusu, keçisinin kaybolduğuna yanar yakılır, her mecliste, “tüyü şöyle uzundu, boyu böyle güzeldi” diye devamlı keçisinden bahsetmeye başlar. Bir yıl geçer, her sohbette keçi bahsi bir türlü tükenmez. Nihayet bir gün her şeyden bezmiş olan Hoca, dayanamaz ve oğluna şöyle der:
- “Deli gönül diyor ki, çıkar şu keçinin postunu ortaya da keçi miydi, fil miydi, görsün herkes!”

---------------------------------------------------------

NASRETTİN HOCA EŞEĞE NEDEN TERS BİNMİŞ
18/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.


Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der:

-Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!

--------------------------------------------------------------------------

..TESTİYİ KIRMADAN ÖNCE
16/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
Evde su kalmayınca, Nasreddin Hoca, kızının eline testiyi verir:
__Şunu çeşmeden doldurda getir, der. Arkasından da iki tokat vurarak, kulağını çeker:
__Sakın testiyi kırayım deme ha!… diye bağırır.
Kızcağız, ağlayarak çeşmeye doğru yürür. Bu durumu görenler, Nasretdin Hoca’ya söylenirler:
__Hocam, bu ne insafsızlık?… Çocuk testiyi kırmadıki!… Niye dövüyorsunzavallı yavrucuğu?
Nasreddin Hoca, gülerek cevap verir:
__Testiyi kırdıktan sonra dövsem ne olacak? Testi yerine mi gelecek? Kırmadan dövdümki, dikkatli olsun

------------------------------------------------------------

dedemizin
(DEMEK İSTEDİKLERİ)

15/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.

Ol Hoca Nasreddin asırlar önce
Her sözü bir dedi, amma pir dedi..
Kıssalar, nükteler inceden ince
Anlayana sır içinde sır dedi..

İnsan tek değildir, değildir tekin
Dinlemeli kulu, olmalı sakin
'Her konuşan haklı olmaz velâkin
Herkesin bir haklı yanı var' dedi..

----------------------------------------------

FIKRA.
13/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi

ALLAH BİLİYOR
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış.Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
-Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş. :::::::DDDDD


---------------------------------------------------

A T
12/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
KARI-koca kahvaltı yaparken, kadın bir anda elindeki tavayı kocasının kafasına geçirir.

Ne olduğunu anlamayan kocası şaşkınlıkla durumu sorar.

Kadın: 'Dün pantolonunu yıkarken içinde, üstünde Çiğdem yazan bir kağıt buldum.'

Bunun üzerine kocası 'Karıcım o geçen gün üzerine bahis oynadığımız atın ismiydi' der.

Bu açıklamayı yeterli bulan kadın pürneşe içinde kahvaltısına devam eder.

İki gün sonra yine kahvaltıda bu sefer daha büyük bir tava ile kocasının kafasına öyle bir vurur ki koca birkaç dakika kendinden geçer.

Ayılınca karısına yine durumu sorar ve kadın cevap verir.

'Dün senin at aradı...'

------------------------------------------------------

FIKRA.
12/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.


Bir gün kabristana cenaze götüren ve tabutu omuzlarında taşıyan cemaatin kendi aralarında tartışmaları sonucu Hocaya;
-Hocam, bu tabutun sağında mı, solunda mı, önünde mi, yoksa arkasında mı, neresinde bulunalım, neresinde bulunmak daha sevaptır diye sorduklarında

Hoca:

-Ey Cemaat! Allah Aşkına tabutun içinde bulunmayın da neresinde bulunursanız bulunun” der.

------------------------------------------------------------

FIKRA.
10/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.

Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış.
-Hanım en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür

---------------------------------------------------------------

----- YEŞİL------
08/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.

Temel Amerikada otobüs şoförü olmuş.
Otobüslerde siyahlarla beyazlar arasında
ön ve arka koltuk kavgaları yaşanıyormuş.
Yine bir gün Temel'in kullandığı otobüste
benzer kavgalardan biri çıkmış .
Temel otobüsü
durdurmuş herkesi indirmiş kendide otobüsün
üstüne çıkmış başlamış konuşmaya
"Bundan sonra hepiniz kardeşsiniz şu kavgalara bi son verin
artık siyah beyaz yok hepiniz YEŞİL siniz demiş."
Hepsi çok duygulanmış tam otobüse binecekleri
sırada Temel
"Ama dikkat edin açık yeşiller
öne koyu yeşiller arkaya otursun" demiş.
* * *
FIKRA
08/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.

Diyarbakırlının biri bir gün bir tepeye çıkıp dua etmeye baslamış.
- Allahım bana para ver.
- Ev aliyem araba aliyem.
tam o sırada deprem olmuş.
adam paldır küldür yere yuvarlanmış.
adam kalkıp ellerini yine açmış.
- Tamam allahım vermisen verme niye kızisen,
- Hele kızisen niye itisen.

------------------------------------------------------------

FIKRA.
05/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.


Bir tanıdığı, Nasreddin Hoca’ya gitmiş; Bağdat taki bir dostuna Arapça mektup yazmasını istemiş.
Nasreddin Hoca, Arapça bilmediği belli olmasın diye:
_İstediğin mektubu yazarım. Fakat, şu sıralar Bağdat’a gidemem, demiş.Tanıdığı şaşırmış:
__Aman Hoca, demiş. Galiba yanlış anladın. Senin Bağdat’a gitmeni istemedim. Mektup yaz dedim.
Nasreddin Hoca, yazarım ama, yazım okunaklı değildir. Mektubu okumak için benim Bağdat!a gitmem gerekir. İyisi mi sen mektubu, yazısı okunaklı birine yazdır!..

--------------------------------------------------------------------

Olay bi üniversitede,profesör we bi öğrencisi arasında geçer;

Öğrenci yemekhanede boş yer bulamadığı için profesörün yanına oturur.Profesör bu durumu kabullenemez ve çocuğa: 'Öküzlerle kuşlar bir arada oturmaz' der...Öğrenci hiç bozuntuya wermeden 'O zaman ben uçayım' diyerek kalkar.Profesör durumu içine sindiremeyince öğrencinin sınawdan kalması için elinden geleni yapar.Fakat öğrenci bütün soruları eksiksiz cewaplandırır.Bunun üzerine prof. sana bi soru sorcam der çocuğa: 'Yolda karşına 2 kişi çıktı,birinde para,diğerinde akıl war,hangisini alırdın?' öğrenci 'Parayı alırdım' deyince prof. 'Ben akılı alırdım' der.Öğrenci karşılık werir:'Doğaldır,insan neye ihtiyaç duyarsa onu alır'..Çıldırmak üzere olan prof. öğrencinin sınaw kağıdına büyük harflerle 'ÖKÜZ' yazarak öğrenciye werir.Odadan çıkan öğrenci bikaç dakika sonra gelip seslenir 'Hocam imzanızı atmışsınız ama notum nerdee???'
04/04/2009 da Şenol ÖZ ekledi.
----------------------------------------------------------------

ALLAHIM BU NE KOMİK BİR FIKRA VAY UYANIK TİLKİ...
22/03/2009 da şenol ÖZ tarafından eklendi.

Tilkinin orucu
Tilki ormanda gezmektedir. bir agacın dalında asılı bir geyik budu görür.
Açtır ama süphelenir kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir tuzak.
Geyik budu bir iple bombaya baglıdır.
Epeyce uzaga gider ve basını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi…
Tilkiye sorar ‘ne yapıyorsun dostum’
Tilki cevap verir ‘hiç… yatıyorum’
-Burada bir but var
-Evet var
-Neden yemedin
Tilki sakince cevap verir ;
‘BU GÜN ORUCUM’
Kurt kendinden emin ;
‘Ben yiyeyim o zaman’
Tilki ‘Buyur afiyet olsun’ der.
Kurt but `a uzanır uzanmaz bir patlama ortalık toz duman kurt yaralı
hareketsiz 10 metre uzakta perisan halde yatarken tilki sakince budu
yemeye
baslar.
Bunu gören kurt ;
‘LAN ŞEREFSİZ HANİ ORUCTUN’
Tilki pişkin pişkin ;
‘Biraz önce top patladı duymadın mı ?’
( hayat hoştur, gerisi boştur )
(Hayat ileriye doğru yaşanır,
Ama geriye doğru anlaşılır.)


---------------------------------

KAYSERİLİ
22/03/2009 da şenol ÖZ tarafından eklendi.

Padişahın biri,
- Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!
demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
- Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.
- Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Arslan da kuzu kadar minik bir
yavru. Kaptı mı götürür tabii!..
- Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..
- Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da
pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa,
kral odur tabii!..
- Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!
- Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını
dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.
Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha
bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;
- Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın
almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan
değil dersen borcunu öde!..


---------------------------------

 Fıkra

> KARI-koca kahvaltı yaparken, kadın bir anda elindeki tavayı kocasının
 > kafasına geçirir.
 > Ne olduğunu anlamayan kocası şaşkınlıkla durumu sorar.
 > Kadın: 'Dün pantolonunu yıkarken içinde, üstünde Çiğdem yazan bir kağıt
 > buldum.'
 > Bunun üzerine kocası 'Karıcım o geçen gün üzerine bahis oynadığımız atın
> ismiydi' der.
 > Bu açıklamayı yeterli bulan kadın pürneşe içinde kahvaltısına devam eder.
> İki gün sonra yine kahvaltıda bu sefer daha büyük bir tava ile kocasının
> kafasına öyle bir vurur ki koca birkaç dakika kendinden geçer.
 > Ayılınca karısına yine durumu sorar ve kadın cevap verir.
> 'Dün senin at aradı...
06/03/2009 da Alaattin BARIŞ gönderdi.

-----------------------------------------------------------------------------

BENİM YERİME SENİ GÖTÜRÜR
Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış.
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür.
06/03/2009 da Şenol ÖZ ekledi.

--------------------------------

23/02/2009 da eklendi.
Şenol ÖZ.

Kriz yüzünden işten çıkarılan bir akademisyen ile bir gazeteci yurt dışına çıkmışlar. Bir süre yiyip-içip eğlenmişler.

Doğal olarak paraları çabucak tükenmiş. İş aramışlar ve bir çitlikte hayvan pisliklerini ahırdan kürekle kazıyıp çöp römorkuna atma işi bulmuşlar. Bir süre çalışmışlar, başarılı olmuşlar, çiftlik kahyası da onları sevmiş ve hallerine acıyarak

"Size daha kolay bir iş vereceğim" diyerek onları yumurta paketleme işinde görevlendirmiş .

"Bunların irilerini ve iyilerini bu taraftaki kutulara, küçük ve kötülerini bu taraftaki kutuya koyacaksınız" demiş.

Fakat bizimkiler çok yavaş çıkmışlar, "Bu iyidir, değildir, küçüktür, büyüktür" tartışmaları ile işleri aksatmışlar.

Onları gözleyen kahya yanlarına gelmiş, "Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz? " diye sormuş. Bizimkiler "Gazeteci" ve "Akademisyen" diye cevaplamışlar.

Kahya, "Belli belli, sizin Türk aydını olduğunuz belli" demiş.

"Çok iyi bok atıyorsunuz ama iyi ve kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz
23/02/2009 da eklendi.Şenol ÖZ.
-----------------------------------------------------------

Kime İtimat
20/02/2009 eklendi.

Hoca, altını çize çize "Hiç bir dünyevi işle iştigal etmedim" diyor ya!.. Bunu duyan ve Hoca'nın da on-onbeş horantaya baktığını bilen biri:
- “Hoca, demiş, sen bu onbeş horantaya neyle nasıl bakıyon Allah aşkına yaaav? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?.. Hoca Talak Suresi 2. ayetin sonundan itibaren okuyarak:
- “Kim Allah'a karşı takva üzere olursa, Allah ona, darlıktan genişliğe, bir çıkış yolu ihsan eder. Bir de ona, ummadığı yerden rızık verir, Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter...” Diye cevap vermiş, fakat adam tatmin olmamış:
- “Hoca, amenna, amenna da... Neyinen geçiniyoooon?
Diye tekrar sormuş,. Hoca bu kez de, Zümer süresi, 36. ayetle cevap vererek;
- “Allah kuluna kafi değil mi?” Demiş, Adam yine aynı generelikle:
- “Hoca, amenna, anladık, Allah kuluna kafi de... Sen neyinen geçiniyooon?” Diye üstelemiş. Hoca da dayanamamış ve latife babında:
- “Şu kadar hanım, bu kadar hamamın var!..” Gibilerden olmayan şeylerini saymaya başlayınca adam:
- “Hah, demiş şimdi oldu işte canım!..” Deyince, Hoca'nın tepesi atıvermiş:
- “Allah'a itimat etmiyon, hana hamama itimat ediyon sen! Çabuk, imanını tazele hergele


------------------------------------------------------------------------------------

Hoca ile Hakim

  Hoca, Sivrihisar'da hatip iken, Hakim ile kavga eder, nasılsa hakim döşeğinde ölümle pençeleşmektedir. Hocaya:
- "Gel, telkin ver", derler. O da:
- "Başka bir hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözümü tutmaz!"
17/02/2009 da eklendi.Şenol ÖZ.

------------------------------------------

AT NALI.
16/02/2009 da eklandi.Şenol ÖZ.

Yarasaydı, sahibine yarardı
At nalının insanlara uğur getirdiğine inanan biri, Hoca’ya sormuş:
- “Hocam, at nalı insana uğur getirirmiş, evin kapısına assak günah olur mu?” Böyle hurafelerin dine aykırı olduğunu her zaman anlatan hoca, bu sefer farklı bir yöntemle cevap vermiş:
- “Eğer uğur getiriyorsa, asabilirsin. Ama bence getirmez. Çünkü atlarda bir değil, dört nal olmasına rağmen şimdiye kadar bir faydası olduğunu görmedim aksine akşama kadar yediği kamçının, taşıdığı yükün ve koşturulduğu yolun hesabı yoktur.”
16/02/2009 da eklendi.
Şenol ÖZ.

----------------------------------------------------------

Padişah 
13/02/2009 da eklendi.

Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire, "En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!" demiş. Vezir, "Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun" diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca Padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar

Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?
"Çoban şaşırmış şaşırmasına da, soranlar da Padişahla vezir.-
"İneğim" demiş.-
"Keçin mi büyük, öküzün mü?
Çoban Öküzüm tabii deyince,
asıl soruyu yöneltmişler çobana:-Söyle bakalım, Padişahın mı büyük, vezirin mi?
Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş: "Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!"

-------------------------------------------------

Fıkra.
Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır. Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve karısına e-mail atmaya karar verir. Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir....
Mail farklı bir yerde farklı bir bayana gider. tam bu sırada kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır. Odaya giren annesi, yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür.
 
Kime : Sevgili karıma
Konu : Yeni ulaştım.
Tarh : 16 Mayıs 2004
  Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım.seninde kayıtların hazır. Her şey yarın senin buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin.
Not : Burası çok sıcak.
Sevilay GENÇ PALAZ gönderdi ekledik.
12/02/2009.

MEMİK KÖYÜNE HOŞ GELDİNİZ  
   
Facebook beğen  
 
 
KÖYÜMÜZ'Ü TANIYALIM  
  KÖYÜMÜZ'Ü TANIYALIM
Memik köyü, Sivrihisar’a 21 km. Eskişehir’e 121 km, Ankara ’ya 140 km ve Ankara, Eskişehir ( E 23) Karayoluna 7 Km uzaklıkta olup küçük sayılabilecek tipik bir anadolu köyüdür.

Köyümüzün Nüfusu 217 kişidir, En son seçimlerde oy kullanan 138 kişidir. Yaklaşık 60 Hane daimi ikamet eden bulunmaktadır.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Köyümüz arazi kullanım alanı olarak ufak olduğu için devamlı göç vermekte olup genelde, Eskişehir, Antalya, Sivrihisar, İstanbul ve İzmit tarafına göç vermektedir.

Arazi büyüklüğü yaklaşık olarak 25.000 Dönüm olup, Sulu Alan 3.500 Dönüm civarındadır, Kıraç olarak tabir edilen yerler ise 8,500 Dönüm civarındadır. Kıraç alanda ise tarımda kullanılan bölüm 8.500 Dönüm civarındadır. Toplam tarımda kullanılan arazi 12 000 dönüm civarıdır.
Köyümüzün bir yaylası olup (Alan yaylası) Köyümüze Uzaklığı 9 Km dir buranın yakınında şu anda Köyümüz dışından gelen yabancı bir aile yaşayıp hayvan yetiştiriciliği yapmaktadır.
Şenol ÖZ.
 
KÖYÜMÜZ'ÜN TARİHİ  
  KÖYÜMÜZÜN TARİHİ

Köyümüzün tarihi çok eskiye dayanmakta olup buda Büvet mevkiindeki köy yerleşim kalıntıları, köyümüzün doğusundaki Yalıkurdun dere batısındaki yerleşim kalıntılarından, Elcik köyü ile memik köyü sınırı olan Hacı Mahmut çeşmesi mevkiindeki yerleşim kalıntıları, Çakıllı Kızılyer ve İn önü mevkiindeki hamam yeri kalıntıları ve o bölgeye Osman çaldan gelen su künkleri ile Babakayası mevkiinden gelen su künkleri ve bu civardaki kalıntılarından anlaşılmaktadır, buralardaki mezarların yapısından hırıstiyanlık dönemine ait olduğu bellidir buda bundan yaklaşık olarak 2000 yıl öncesi olan Romalılar dönemine denk gelmektedir.
Köyümüz halkının 26 Haziran ile 3 Temmuz 1243 tarihleri arasında Anadolu Selçuklularının, Moğollara yenilmesiyle sonuçlanan 1 Temmuz 1243 tarihinde Sivas’ın 80 kilometre doğusunda meydana gelen Kösedağ savaşı Türk-İslâm tarihinde, önemli bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Bu savaş 200 Yıllık Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılma sürecine girmesine sebep olmuştur. Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra atalarımız şimdiki yerine yerleştiği ile ilgili verilere ulaşılmıştır.
Köyümüzde Arslandoğmuş mevkii ve Saffet Genç, in evinin yanındaki mezarlık kalıntılarından başka eski bir kalıntı bulunmamaktadır. Benim tahminim Köyümüz Selçuklular zamanında şu anda bulunduğu yere gelmiş olasılığı yüksek bazı rivayetlere göre 1250 ile 1572 yılları arasında mısır ve Suriye dolaylarında hüküm süren Memlük devleti ile bağımız olduğu söylemleri olsa da benim yaptığım araştırmalarda atalarımızla Memlük devleti arasında her hangi bir bağa rastlayamadım.
Dr Halime DOĞRU ‘nun XV. ve XVI. YÜZYILLARDA SİVRİHİSAR NAHİYESİ adlı Türk tarih kurumu tarafından 1997 yılında basılan kitabında Köyümüzün isminin MEMLÜK olarak geçtiğini ve 1486 ile 1581 Yılları arasında köyümüzün 14 hane olduğundan bahsetmekte ise de Nüfusunun kaç kişi olduğuna ulaşılamamış olup tahmini nüfusu her haneyi 6 kişi olarak hesaplarsak !. çünkü eskiden aileler evlenen çocukları ile aynı hanede kalıyorlardı birde ailemiz kalabalık olsun bazısı asker olup savaşa gider bazısı da köyde kalıp aileye bakar diye çok çocuk yapıyorlardı nüfus kalabalıktı bundan dolayı Köyümüzün nüfusu yaklaşık olarak 84 kişi civarında olduğunu tahmin ediyorum.

Ayrıca aynı kitapta köyümüz sınırları içersinde olan ve şu anda harabe olan ARSLANDOĞMUŞ Köyünün neresi olduğu ile ilgili çelişkiler olup Kitabın yazarının bizim köyümüzün civarını tanımadığı anlaşılmaktadır. Kitapta Adı geçen yerin bizim köyümüz sınırları içersinde Arslandoğmuş mevkiidir buda belirtilen yerdeki mezarlıktaki kafası kırık Aslan heykellerinden anlaşılmaktadır. Bu mevkiin İslamiyet ten öncede yerleşim yeri olduğu Yerleşim yerindeki insanların islamiyete geçtikten sonra Aslan heykellerinin kafalarını kırıp mezar taşı olarak kullanmışlardır. Ayrıca buradaki kalıntılardan sökülen taşlar köyümüzde çeşmelerde ve evlerde inşaatlarda kullanılmıştır. Köyümüz halkı arasında bu mevkiiye içersinde bulunan zaviyeden dolayı Tekke denmektedir. Arslandoğmuş köyünün o tarihte 12 hane olduğundan bahsedilmektedir.

1074 yılında Sivrihisar’a Selçukluların yerleşmesi ile birlikte ilçenin adının KARAHİSAR olduğu bilinmektedir. Bu devirde birçok camii, medrese, hamam gibi eserler yapılmıştır.
Sivrihisar 1289 tarihinde Osmanlı hakimiyeti altına girdi. Bir müddet sonra, Osman Bey Sivrihisar’la birlikte bütün Eskişehir çevresinin idaresini kardeşi Gündüz Beye vermiştir. 3000 kadar Türkmen aşireti çevreye yerleştirilmiştir. Sivrihisar halkının soyu Oğuz Türkmen aşiretinin devamıdır. Sivrihisar’a gelen oğuz boyları ve kolları;

Karkın , Kınık, Alaçat veya Aliço, İmralı, İmur, Yolemir, Beydili, Yazır, Buğdüz aşiretleri Avşar, Kılıç, Kırgız, Köseler, Sazılar Boylarıdır.

Sivrihisar bölgesi Müslüman Türklerin eline geçmesinden sonra da burada Hristiyanlık faaliyetleri İslam’ın yanında devam etmiştir. Ayrıca Hülagu tarafından 1251 yılında bundan (700 sene önce) yöreye getirilen Ermeniler hırıstiyan ananelerini burada sürdürmüşler. Rusya’dan gelen Kigunk ve Papasivanus (Hırıstiyan ,Ermeni ) kabileleri Elcik ve Memik Köylerine yerleştirilmişler, fakat bunlar daha sonra Sivrihisar merkezine taşınarak birleşmişlerdir. Bunlar Sivrihisar ’ da Rumlar ’la birlikte olup Müslüman halka çok eziyet etmişler, bilhassa Milli Mücadele yıllarında aşırı taşkınlıklar yaparak Türkler ’e eza ve cefa yapmışlar, savaş sonunda ise ilçeden sökülüp atılmışlardır.
Aynı kitapta arslandoğmuş köyündeki zaviye’den bahsedilmektedir.

Oruç İbrahim Zaviyesi: Sivrihisar’ın Arslandoğmuş köyünde bulunan bu zaviyenin kuruluşu Osmanlı Devletinin kurulduğu ilk yıllara kadar gitmektedir. Ahi Hasan adındaki kimse şeyh iken kendi isteğiyle görevinden ayrılmış ve burası Sivrihisar kadısı tarafından Piri Fakih’e uygun görülmüştür. Ve Kanuni’nin beratı ile Piri Fakih’e sadaka olunmuştur.

Bu kısım Sivrihisar tarihi adlı kitaptan alıntıdır.

Mısır Memlûk Devleti (Memlûklar, Memluklar, Memluk Devleti)
1250-1517 yılları arasında, Mısır ve Suriye dolaylarında hüküm süren devlet.
Memlûk, Arapça ’da “köle” (Beyaz köle) demektir. Hükümdar ve emirlerin muhafız birliklerine bağlı bu köleler, meziyetleri sayesinde, zamanla hizmetinde bulundukları devletlerde idarî kadroyu ele geçirmişlerdir. Kendi nüfuslarını kuvvetlendirmek maksadıyla, islam tarihinde ilk defa memlûk (beyaz köle) kullananlar, Abbasî halîfeleri olmuştur. Abbasî ordusundaki Türk memlûkların sayısı, kısa bir süre içerisinde 35 bine ulaştı. Bu Türk askerleri sayesinde Abbasiler, dış tehlikelere başarıyla karşı koydular.
Şenol ÖZ.
 
KÖYÜMÜZÜN 1. ÇİHAN VE ÇANAKKALE SAVAŞINDAKİ YERİ  
  KÖYÜMÜZÜN 1. ÇİHAN VE ÇANAKKALE SAVAŞINDAKİ YERİ


Babam köyümüzün ilkokulunda yetişen ilk öğretmen Mehmet Öz’den edindiğim bilgiye göre kendisi 1967 - 1971 yılları arasında köyümüzde öğretmenlik yaparken savaşa katılanları okula getirip öğrencilere savaşla ilgili anılarını anlattırır ve savaşla ilgili anılarını anlatırken ağlayıp çok cefa çektik bize o günleri tekrar hatırlatmayın diye söylediklerini belirtmiştir.
Köyümüzden 1. Cihan ve Çanakkale savaşlarına 38 kişi katılmış olup savaşa katılanlardan 27 kişi şehit olmuş 11 kişi sağ olarak dönmüştür.
Sağ olarak dönenler Ömer Çavuş , Ahmet TÜYSÜZ, Süleyman AKYATAK (Dobaç) , Süleyman Türk (Hacı), İzzet AKYATAK, Kel Ömer, Ahmet ÇAL, Öksüz Ahmet (Ahmet Çam), Veli YILDIZ, Süleyman EREN, Ali EREN dir. Benim 2 Dedem de babamın dedesi Ali Osman ÖZ ve Annemin dedesi Kabakcı oğlu Mehmet Çanakkale savaşında şehit olmuşlardır.

Aşağıda isimleri yazılı köy halkından olanlar 1911 yılında askerlik yapmaya başlamış 1923 yılında cumhuriyet kurulduktan daha sonra bitirmişlerdir. Askerlikleri boyunca hiç izin kullanmadan 4 cephede savaşıp sağ olarak köyümüze dönmüşlerdir. Süleyman AKYATAK (Dobaç) Yemen savaşına katılmış, Süleyman Türk (Hacı) Mekke muhafızı olarak görev yapmış, Ahmet Tüysüz (Tüsüz Ahmet) Süveyş Kanalında askerlik yaparken İngilizlere esir düşmüş Kattül amarede 2 yıl esir kalmıştır, Ömer Aslan (Ömer Çavuş) Galicyada 1. Dünya savaşına katılmış , İbrahim Selek (sepetçi), Öksüz Ahmet (Ahmet Çam) , Namı diyar Köfteci, Trablusgarp, Balkan savaşı,1.Dünya savaşı ve kurtuluş savaşlarına katılmışlar hiç izin kullanmadan 14 yıl askerlik yapmışlar. Savaş bitip Askerler köye döndüğünde çoğu aile inanamamış ve çocuklarını tanıyamamış çünkü uzun süre haber alamadıkları için şehit olduklarını düşünmüşlerdir.
Kel Ömer Galicyada 1 dünya savaşında yaralanıp gazi olmuştur.

Cumhuriyetimiz kurulurken köyümüz halkının çok emeği geçmiş olup şehitlik mertebesine ulaşıp hakkın rahmetine ulaşanlara,Yaralanıp Gazi olanlara ve emeği geçenlere ne kadar minnettar olduğumuzu iletsek azdır çünkü Minarelerdeki bu ezan onların sayesinde susmuyor, Gönlerdeki bu ay yıldızlı şanlı Bayrağımız onların sayesinde dalgalanıyor.
İnşallah sonsuza kadar Minarelerdeki ezan susmayacak, Şanlı bayrağımız gönlerde dalgalanacak.
Şenol ÖZ.
 
KÖYÜMÜZ'ÜN KURTULUŞ SAVAŞINDAKİ YERİ.  
  KÖYÜMÜZ'ÜN KURTULUŞ SAVAŞINDAKİ YERİ.

Kurtuluş savaşında yunanlılar bizim köyümüzü işgal etmişler ve Sakarya savaşında mağlup olup geri kaçarken hiçbir ev kalmamak şartı ile tamamen köyümüzü yakmışlar. Geri kaçarken 7000 baş koyun ve keçi ile 200 büyük baş hayvanı beraberinde götürmüşlerdir.

Köyümüz halkından kurtuluş savaşına çok sayıda katılan olmuş bunlardan Kel Hasan ( Hasan Öz), Kel Ahmet ( Ahmet Öz), Hacı Süleyman (Süleyman Eren), Hacı Ali ( Ali eren) , Hasan Çam (Kırma hasan) ve Hasan Çelik( Eminenin Hasan), askerliğini bitirdikten sonra sağ olarak köyümüze dönmüşlerdir.

Köyümüzün erkekleri savaşmak için cephede olduğundan dolayı Köyde bulunan yaşlı, Kadın ve çocuklar Alan yaylası yakınındaki tınaz tepesindeki bir mağarada saklanmışlar . Kurtuluş savaşında köyümüzden çok şehit olanlar olmuştur. Bilahare yunanlılar bizim köy civarını terk etmesinden sonra Köylülerimiz tekrar evlerine dönmüşler o yıllarda bir tarafta savaş , bir tarafta, kıtlık Köyümüz insanları çok cefa çekmiştir.
Şenol ÖZ.
 
Bugün 2 ziyaretçiburdaydı!
KÖYÜMÜZE HOŞ GELDİNİZ. Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol